Selçuk Kozağaçlı’nın Savunması

 

Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi 22 avukatın yargılandığı, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (Silivri’de) görülen davanın 24/12/2013 tarihli duruşmasından.

Benim için en dikkat çekici bölümü şudur :

“bizi çok dövdüler, hakaret ettiler, zorla kan aldılar. buna uygun suç bulmak zorundasınız. bu mahkemenin ve savcının trajedisidir. eğer adli bir hatayla burda olsaydık buna melodram diyebilirdik fakat durumumuz trajedidir. ve trajedide ölüm vardır.”

Hukuk Bloguna Hukuk Yazamamak, Hem de Avukatlar Günü’nde

Uzun zaman olmuş yazmayalı. Nasıl yazacaksın ki, hangi birini yazacaksın? Yetişemiyorsun bir kere.. Hızlarına yetişemiyorsun.

Yapılan haksızlığın, hukuksuzluğun haddi hesabı yok. Ederlezi dinleyip yanına bir büyük açıp içesim var mütemadiyen. Ama dur : enseyi karartmamak lazım.

Hangisinden başlamalı ? Dur şuradan başlayalım : En yakın zamandan.

Sarıyer/Zekariyaköy’de Pamir diye 4 yaşında bir çocuk kayboldu ve twitterdan bulunması için herkes seferber olup çocuğun fotoğrafını yaymaya başladı. Bundan rahatsız olanlar hemen çıktı tabi piyasaya, dururlar mı : Efendim twitterdan çocuk mu aranırmış, çocuk twitterda mı kaybolmuş gibi basit, beyinlerinin sürekli art niyet, sürekli geri zekalılığa çalıştığını kanıtlar ifadeler mi ararsın, bu olayı da geziciler organize etti gibi komplonun dibinde ama evet en diplerinde gezen örnekler mi ararsın.

Mehmet Barlas’ın oğlu Cemil Barlas. Coştu şu an resmen. Ağzından salyalar akarak, 4 (YAZIYLA “SADECE” DÖRT) yaşındaki bir ÇOCUK üstünden siyaset yapma derdinde örneğin :

cemil barlas - 1

 

 

 

 

 

 

Çocuğun ailesinin “Alevi” olması muhtemeldir deyip bunun bir komplo olduğunu düşünenler de az değil.

BkcWSRfIIAARmTlNe yiyip ne içiyorsunuz oğlum siz? Sizlerle aynı dünyada yaşamaktan, beraberce nefes almaktan bile utanan bizler bunu bir türlü çözemiyoruz. Nasıl bu kadar gaddar oldunuz ? (Ece Temelkuran stayla)

Aslında dertleri, yeni bir halk hareketinin nereden çıkacağını, kıvılcımın nereden geleceğini kestiremiyorlar ve insanların “herhangi bir şey” etrafında bütünleşmesini kaldıramıyorlar asıl mesele de bu.

Velev ki bu bir komplo. Evet evet. Çocuk bilerek kayboldu. Ya da gizleniyor. Ulan bundan nasıl bi siyaset çıkar? Bundan (sizin deyiminizle) geziciler nasıl nasiplenir? Bunu da bir açıklasanız. Twitter şu an Pamir’e seferber olmuş ve böylelikle seçimlerde yapılan oy hırsızlıkları, yapılan yolsuzluklar vs. konuşulmaz durumda. Heh doğru bildin. Gündem değişti yani. E bu durum AKP’nin ve onun sevicilerinin mi yoksa muhaliflerin mi işine gelmekte? Bunu bile çözemeyecek durumdasın. Diğer yandan, “bir beyaz türkün oğlu kayboldu, ülke gündemine yavaştan oturdu” diyenleri de duyar gibiyim. Evet çok fazla çocuk kayboluyor, kaçıyor ya da kaçırılıyor bu ülkede, örneğin 2011’de 7 bin 500, 2012’de 9 bin 700, 2013’ün ilk 7 ayında 6 bin 500 çocuk kaybolmuş ya da evden kaçmış. Dört sene önce İstanbul’da günde 10 çocuk kaybolurken, 2012’de bu rakam 24’e, 2013 yılında ise 30’a ulaşmış. Rakamlar dehşet. Pamirse bunlardan sadece bir tanesi oldu. Ama o “bir tanesinin” bulunması (ya da bulunma ihtimali), insanların bunun için seferber olması seni nasıl rahatsız ediyor anlamakta güçlük çekiyorum.

Ama duur. Aslında anlamakta güçlük çekmiyorum. Zira siz değil miydiniz, Berkin Elvan “öldürüldüğünde” anne-babasını RTE’nin gazlamasıyla yuhalayan? Mezarına bırakılan bilyelerle dalga geçen? 14 yaşındaki bir çocuğu terörist ilan eden? Üst üste binince “gaddar” lafı bile az kalıyor. Dolayısıyla turnusol oldu tüm bu yaşananlar.

Hukuk blogunda hukuk yazamadık iyi mi ?

Hangisini yazalım ki ?

-          Yapılan yolsuzlukları mı ?

-          Yolsuzluk tapelerinin twitter ve youtube’da yayınlanması nedeniyle bu sitelerin kapatılmasını mı? Ki twitter’ın Anayasa Mahkemesi’nce verilen kararla birlikte açılmasından sonra RTE’nin “Anayasa Mahkemesi’nin twitter kararına saygı duymuyorum.” ve Adalet Bakanı Bezir Bozdağ’ın, “Anayasa Mahkemesi çizilen sınırları aşmıştır” demesini mi?

-          Söz konusu yolsuzluk operasyonu nedeniyle 166 hakim ve savcının, sadece İstanbul, Ankara, ve İzmir’de yaklaşık 1700 polisin görev yerlerinin değiştirilmesini mi?

-          Aynı tarihlerde (10 ocak 2014’te) Adana’da iki otobüste yapılana aramada bilinmeyen sayıda mühimmat ele geçirilmesini mi? yakalayanların görevden alınmasını mı? (ve bu konuda bir itiraf gelmişti : dışişleri bakanı davutoğlu, hatay’daki şüpheli tır olayı sırasında savcıyı arayıp, “başbakan’ın bilgisi var” dediklerini ancak savcının ısrar ettiğini söyledi.

-          14 ocak 2014’te Van İHH’ya El Kaide bağlantısı nedeniyle baskın yapılması ve devamında bu emniyet görevlilerinin tabi ki görevden alınmasını mı?

-          Seçimlerde yapılan oy hırsızlıklarını mı ?

-          Yapılan bu oy hırsızlıklarına karşı muhalefet partilerince yapılan neredeyse tüm itirazların reddedilmesini mi?

-          Ceylanpınar’da, yakılan oy pusulaları bulunmasına rağmen yapılan itirazın reddedilmesini mi? “Kazanan” AKP adayının El Kaide canileri ile çıkan boy boy fotoğraflarını mı?

El Kaide

 

 

-          Ceylanpınar’da bulunan sınır kapısı nedeniyle El Kaide ile birlikte el ele kol kola Suriye politikasının şekillendirebilme gayreti mi?

-          Böylelikle Üsküdar’ı reddet, Ankara’yı reddet, Ceylanpınarı reddet ama kaybeden AKP’nin yaptığı 15.itirazın kabul edilmesiyle Ağrı’da oyların 15. kez sayılmasını mı?

-          Bunun üzerine Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen kararla, ilçeler dahil kente girişlerin yasaklanmasını mı?

-          Seçim günü tam 41 ilde elektriklerin kesilmesini mi? Ve bunun Enerji Bakanı tarafından “trafoya kedi girdi” şeklinde açıklamasını mı?

Yaz yaz bitmez..

Haa ama bugün Avukatlar Günü’ydü di mi ? Kutlamak lazımdı.

Yerlerde sürülen, gaza boğulan, tutsak avukatların gününü..

avukat hukuk

 

 

 

 

 

 

 

 

Nazım’ın avukatına yazdığı şiirle bitirelim o zaman -kutlama niyetine-

NASILSIN?..

İyi günlerimde çok eller uzanır ellerime,
Resmimi, suratımı baş köşeye asarlar…
Fakat demir kapıların her kapanışında üzerime,
Ardında taş duvarların her kaldığım zaman,
Ne arayan beni, ne soran…

Eeeehh, daha iyi be, bunun böyle olduğu…
Minnetim ve borçluluğum yalnız sana kalsın.
İyi günlerimde benim unuttuğum insan eli
Nasılsın?…

Avukatlığa Dair Önyargılar

avukat hukuk dava cübbe hukuki şeyler

Kimdir avukat ?

  • Çok kolay mı para kazanır?
  • Çok konuşmak zorunda mıdır? Lafıyla mı ikna eder ?
  • Profesyonel yalancı mıdır?
  • Tüm kanunları bilir mi ?
  • Her zaman ulaşılabilir mi?

Biliyorum var böyle sorularınız. Öyle görünüyor çünkü dışarıdan. Lafı uzatmadan anlatalım o zaman..

  • Öncelikle söylemem gerekir ki : Hayır, çok para kazandığı falan yoktur avukatın. Yani iş – para eksenine göre değerlendirirsek, yaptığı işe ve emeğe göre az bile kazandığı söylenebilir avukatların. O çook zengin avukat diye bildikleriniz de ya “ünlülerin avukatı” ya da sürümden kazanan ve daha çok banka vs. icra dosyalarıyla ilgilenen plaza avukatlarıdır. Çoğu zaman -örneğin davadaki süre kaçmasın diye- masrafları, harçları cebinden öder avukat. “Aman süreyi kaçırmayayım”dır tüm derdi. Bir gün müvekkili nasıl olsa öder o masrafları di mi? Ama yook ödemez o müvekkil. “Sen davayı kazan, karşı taraftan tahsil et, en son hesaplaşırız” şeklinde yürür daha çok işler.

Diğer taraftan, bizde avukata danışma neredeyse ücretsizdir. Resmi danışma ücretlerimiz olsa da (örneğin şu an büroda sözlü danışma ücreti resmi olarak, ilk 1 saat için 190,00-TL, bir saati aşan her 15 dakika için 100,00-TL’dir. http://bit.ly/1coMBt8) maalesef pek uygulanmaz bu. Ücretsiz bilgi edinme noktaları olarak görülür yani avukatlar. Ama doktora gittiğinizde öyle mi? Bir aspirin yazsa bile muayene ücreti öder, rahatlarız. Velhasıl avukatlar, 4 senelik ağır hukuk fakültesi eğitimi, üstüne köle gibi geçen staj ve her sene yenilenen kanunlar sebebiyle sürekli kendini güncel tutma zorunluluğu, o adliye senin bu adliye benim deyip koşuşturmasına rağmen emeğinin karşılığını ne yazık ki alamamaktadır. “Ama bu ülkede emeğinin karşılığını kim alıyor ki zaten” dediğinizi duyar gibiyim. Tabi bu başka bir yazının konusu olmalı.

  • Diğer sorunuza geleyim : Avukat çok konuşmak zorunda mıdır? Hakimi konuşarak, lafıyla mı ikna eder? Hayır efendim. Türkiye’de, o Amerikan filmlerinde gördüğünüz jüri sistemi olmadığından ve kıta Avrupası hukuk sistemi benimsendiğinden sözlü yargılama değil yazılı yargılama esastır. Dolayısıyla ceza davaları (o da bazı ceza davaları) dışında, duruşmalarda fazla konuşulmaz. Çoğu zaman “dilekçemi tekrar ederim” deriz. Bunu bilen hakimler de daha avukat konuşmadan avukata bakarak “Davacı vekili, dilekçemi tekrar ederim dedi” şeklinde yazdırır, siz de küçük bir kafa hareketiyle hakimi onaylarsınız. Yani tek bir laf bile etmeden çıktığımız olur duruşmalardan. Bunun en önemli sebebi yukarıda dediğim gibi “yazılılık” ilkesidir. İkinci sebebi ise mahkemelerdeki dosya yoğunluğu sebebiyle bir duruşmaya maksimum 10 dakika ayırma zorunluluğudur. Hani diyelim bir fırsatını buldunuz ve duruşmada anlatmaya başladınız derdinizi, bu sefer de hakimin “Sırada bekleyen bir sürü dosya var avukat bey, kısa keselim lütfen, hem bunları yazılı olarak verin” uyarısıyla karşılaşabilirsiniz. Velhasıl çoğu zaman çok konuşması gerekmez avukatın, yerinde, kısa ve ikna edici şekilde konuşması her zaman daha iyidir.
  • Gelelim en kritik soruya : “Siz avukatlar nasıl o kadar yalan söylüyorsunuz yaa? Profesyonel yalancısınız siz” sorunsalına. Buna en güzel cevabı, emekli olan ve şu an avukatlık yapan Amerikalı Yargıç Thomas Grisea vermiş : “Savunma avukatı müvekkili adına yalan söylemektedir. Müvekkili için yalan beyanda bulunmamaktadır.” Yani söylenilen o yalanlar, bizim değil aslında savunduğumuz insanların yalanlarıdır. (Ayrıca bknz : Savunma hakkı kutsaldır) Adı üstünde vekiliz biz. Ki ben “yalan” olarak görmüyorum söylenenleri, toplumda yalan olarak nitelendirildiği için bu ifadeyi kullanıyorum. Zira söylenen her şey savunmadan ibarettir. Diğer taraftan bazı kişiler avukatlara “para karşılığında her şeyi söyleyebilen profesyonel yalancı” gözüyle baksa da başı ilk sıkıştığında derhal avukata gelir ve “Avukat Bey kurbanın olayım kurtar beni”, “Bak ceza almam di mi? Sicilime falan işlenmesin bak” deyip vekili için daha önce söylediği tüm lafları unutur..
  • “Avukat Bey, siz şimdi tüm kanunları biliyorsunuz di mi?” sorusu da sıklıkla karşılaşılan bir sorudur. Ama üzülerek söyleyeyim : Hayır, tüm kanunları bilmiyoruz. Böyle bir şey imkansız olduğu gibi, gereksizdir de. Şöyle denebilir aslında : avukat, nereye, hangi kanuna bakacağını bilendir.

Evet çok okuruz. Fakültede okuduğumuz kalın kalın kitapları geçtim, çalışırken de her gün değişen kanunlar ve yeni Yargıtay içtihatları sebebiyle kendimizi güncel tutma zorunluluğunda hisseder ve sürekli okuruz. Ama kanunların çoğunu ezbere bilmeyiz.

  • “Avukata her zaman ulaşılabilir mi?” bir diğer soru(n). Aslına bakarsanız evet. Avukat da doktor gibi, çalışma saatleri keskin çizgilerle belli olmayan bir meslektir. Telefonunuzun sesi 7×24 açık olmalıdır. Gece yarısı müvekkiliniz gözaltına alınabilir ve sizi arayabilir çünkü. “Yokum ben, kapalıyım bugün sevgili müvekkilim” deme şansınız yoktur hiç. Ama eşinizle kavga ettiniz ve boşanma kararı aldınız. Ya da işvereninizle sorunlarınız var, işten çıkmak istiyorsunuz. Bunları sabah da konuşabiliriz sevgili müvekkilim, beni gecenin 1’inde yataktan zıplatmak zorunda değilsin.

Velhasıl zordur avukatlık. İnsanların en çok ön yargılı olduğu meslektir. İdealist düşüncelerle girdiğin üniversiteden mezun olduğunda yaşadığın gerçek hayat şokunu bir yana bırak. Sonra da insanların bu ön yargılarını yıkmakla uğraşırsın.

UYAP – İdari Davalara Safahat Engeli

Bildiğiniz üzere bir süredir UYAP üzerinden İdari Yargı’ya ilişkin davaların safahat sorgulaması gerçekleştirilemiyordu. Bunun sebebi ise belli değildi. Bugün UYAP ekranını açanlar, idari dava sorgulamalarının mahkeme kararı ile engellendiğini öğrendiler. Kulanıllan cüme şu şekilde : “İdari Yargı dosya türlerine ait safahat bilgilerinin görüntülenmesi işlemine ilişkin Ankara 8. İdare Mahkemesinin 2011/839 Esas, 2013/332 sayılı kararı ile reddine karar verilmiştir.”

Soruları soralım hemen :

1) Ankara 8. İdare Mahkemesinin 2011/839 Esas, 2013/332 K. sayılı kararını neden açıklamıyorsunuz? Gerekçeli kararı görebilecek miyiz?
2) Neden böyle bir karara ihtiyaç duyuldu? Böyle bir kısıtlama hangi amaçla yapılır?
3) Yazılan cümleyi hiç okumadan mı yayınladınız? Zira dilbilgisi sıfır.

Anayasa Mahkemesi’nin Uzun Tutukluluk Süresine İlişkin Kararları

Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularda ilk ihlal kararları Resmi Gazete’de yayınlandı. Buna göre uzun yargılama süreçleri ve uzun tutukluluk hallerinin, Anayasa’nın ilgili maddelerine aykırı olduğu belirlendi. Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararlarına ulaşmak için : http://bit.ly/18mgNkq

Kararlardaki en güzel tespit : ” Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez.

Yeni Yasa İncelemesi

Gezi Parkı direnişi nedeniyle gündeme giremeyen bazı yeni hukuksal düzenlemeleri anlatmakta fayda var. Bunların sonuncusu 07/07/2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6494 sayılı ‘Yargı Hizmetleri ile ilgili olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.’ Bu kanun neler getiriyor sorusunu kısaca cevaplayalım.

• Bundan sonra Yargıtay ve Danıştay üyesi seçilebilmek için hakimlik ve savcılık mesleğinde 20 yıl çalışma şartı aranacak.

• Adli tatil 20 Temmuz’da başlayacak ve 31 Ağustos’ta sona erecek.

• Danıştay Başkanlar Kurulu, Danıştay başkanının başkanlığında başsavcı, başkan vekilleri ve daire başkanlarından oluşacak. Kurul, 3’ü daire başkanı, 3’ü Danıştay üyesi olmak üzere 6 asıl ve 2’si daire başkanı 2’si Danıştay üyesi olmak üzere 4 yedek üyeden oluşacak. Danıştay başkanı, Danıştay’ın genel işleyişinden sorumlu olacak, kuruluşun düzenli çalışmasını sağlayacak. Gerekirse ilgili daire başkanları veya Başkanlar Kurulu ile de istişare ederek lüzumlu idari tedbirleri alacak.

• Danıştay Başkanlar Kurulu, zorunlu hallerde daire başkanı ve üyelerin dairelerini değiştirmek, daireler arasındaki görev uyuşmazlıklarını karara bağlamak, ayrı yargı çevrelerindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında görev ve yetkiye ilişkin uyuşmazlıklarda ve bağlantılı davalarda merci tayinini yapmakla görevli olacak.

• Anayasa Mahkemesi başkan ve üyelerinin, Yüce Divan sıfatıyla bakılan veya Anayasa’ya göre süreye tabi olan işlerin engellenmemesi kaydıyla 40 günlük yıllık izin hakları olacak.

• Noterlik büroları, işyeri açma ve çalışma ruhsatını düzenleyen yasa hükümlerinden muaf olacak.

• Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli, hizmet öncesi eğitimin süresi 5 aydan az olamayacak. Bu süre Eğitim Kurulunca belirlenecek. Hizmet öncesi eğitime alınanlar, eğitim gördükleri süre içinde genel sağlık sigortalısı sayılacak. Bu kişilerin eş ve çocuklarıyla bakmakla yükümlü oldukları ana ve babaları da genel sağlık sigortasından yararlandırılacak.

• Kurum, kurul ve kuruluşlar, heyet halinde veya bireysel olarak ceza infaz kurumlarını ziyaret edebilmek ve hükümlülerle görüşebilmek için Adalet Bakanlığı’ndan izin almak zorunda olacak. Bilimsel araştırma yapanlar, görsel ve yazılı basın mensupları hakkında da bu hüküm uygulanacak. Adalet Bakanlığı, talepte bulunan kişilerin hükümlüleri ziyaret etmelerine de izin verebilecek.

• İkinci derece dahil kan veya kayın hısımlarından birinin ya da eşinin ölümü halinde, tutukluya, soruşturma evresinde soruşturmayı yapan Cumhuriyet Savcısı, kovuşturma evresinde kovuşturmayı yürüten hakim veya mahkeme tarafından, soruşturmanın veya kovuşturmanın selameti ve güvenlik bakımından sakınca oluşturmaması koşuluyla, dış güvenlik görevlisinin refakatinde yol süresi dışında iki güne kadar cenazeye katılması için izin verilebilecek.